2 Ağustos 2008 Cumartesi

Hayat Tv'ye sansür devam ediyor

İSTANBUL (02.08.2008)- Hayat Televizyonu Genel Yayın Koordinatörü İskender Bayhan, yayınlarının Türksat tarafından yasadışı bir şekilde kesilmesinin 17. gününde sansüre derhal son verilmesini istedi.

Hayat Televizyonu Genel Yayın Koordinatörü İskender Bayhan yazılı bir açıklama yaparak Hayat Tv'ye yönelik keyfi uygulamayı protestıo etti. Bayhan, “Hiç bir hukuki sürece, soruşturmaya veya somut bir tespite dayanmadan alınan bu karara yaptığımız yazılı itirazımız Türksat tarafından kabul edilmiş, ancak hala bu uygulamadan vazgeçilmemiştir” dedi. Kararın hemen ardından İçişleri Bakanlığı, RTÜK ve bağlı olduğu Devlet Bakanlığı ve Ulaştırma Bakanlığı görüştüklerini söyleyen Bayhan, gerekçe ve iddianın gerçeği yansıtmadığı gördüklerini söyledi.

İddianamenin asılsız olduğunun tutanaklarda da ortaya çıktığını söyleyen Bayhan hazırlanan raporlarda da aksi bir iddia bulunmadığını ifade etti. Bayhan, yetkililerin hatanın en kısa sürede düzelteceğini söylemesine rağmen, yayının halen engellendiğini belirtti.

“Bir kez daha bu karar ve uygulamada payı ve imzası olan bütün kurumları üzerine düşeni yapmaya ve bu fiili sansüre son vermeye çağırıyoruz” diyen Bayhan, sansür uygulamasına tepki gösteren herkese teşekkür etti, dayanışmanın devam etmesini istedi.

(Kaynak: atılım)

Sinema da tartışma masasına taşınmalı...

Ülkemizde, en büyük eksikliklerden biri de tartışma kültürü... Özellikle sanat alanında "ben yaptım, oldu" mantığının egemenliğini gözlemliyoruz. Sinemanın sanat olmaktan çok, teknik olduğunu göz önüne alırsak, neden tartışılmadığı da kendiliğinden ortaya çıkar. Oscar'la Cannes parantezine tıkıştırılan sinema, sanatı ıskalayıp, emperyalist anlayışa şirin görünmeye çalıştıkça, teknolojiye iltica ediyor...

Sosyalizmin gündemden kaldırılmak istendiği günümüzde, sinema da bu ideolojiden uzaklaşıp, emperyalist düşler gören yönetmenlerin "dışkısı" olmaya evriliyor. Bu olumsuz duruma müdahale etmek gerekiyor. Bakalım, Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde düzenlenen seminer, yeni bir açılım sağlayabilecek mi?...

soL gazetesine yansıyan seminer haberini okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


1990 sonrası Türk Sineması tartışılıyor


Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Yeşim Ustaoğlu… Türkiye'de 1990 sonrası sinemada alınan yol, NHKM'nin düzenlediği seminerde tartışılacak.

soL (HABER MERKEZİ) Nâzım Hikmet Kültür Merkezi'nin düzenlediği, "Türk Sineması'nın Yeşilçam adıyla anıldığı dönemin sonrasını" tartışacak olan "1994'ten Günümüze Türk Sineması" semineri, 2 Ağustos-6 Eylül tarihleri arasında 14:00-16:30 saatleri arasında yapılacak.

Seminerin tanıtım metninde, 1990 sonrası Türk sinemasının içinde bulunduğu durum, "1939–1990 döneminin Yeşilçam'ı 'Arabesk' filmiyle bitti. Türk sineması bu tarihten sonra kuruluşundan bu yana en büyük iktisadi ve toplumsal 'ilgi' krizini yaşamaya başladı. 1994'e kadar olan dönemde toplam yerli film seyircisi 1 milyona bile ulaşmıyordu. Oysa 1960'larda yalnızca İstanbul'da, yerli film seyircisi yıllık 25 milyondu" cümleleriyle açıklanıyor.

Altı haftalık seminerin ilk haftasında, döneme ilişkin genel bir tartışma düzenleniyor. Ticari sinemayla sanat sineması arasında karşılaştırmaların yer alacağı ilk oturum, yönetmen Zeki Demirkubuz'la birlikte 2 Ağustos Cumartesi (bugün) başlıyor.

"Eleştirel bir yakın tarih okuması"

Son 15 yılın sinemasının değerlendirileceği seminerde, son dönem Türk sinemasının önemli isimlerinden Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Nuri Bilge Ceylan, Semih Kaplanoğlu ve Sinan Çetin yer alıyor.

Seminere ilişkin bültende, geniş bir literatür taramasının yapılacağı, film seyredilip tartışılacağı ve yönetmenlerle görüşmelerden yararlanılacağı ifade edilerek, eleştirel bir yakın tarih okuması olmasına çalışılacağı belirtildi. Ayrıca, seminerde elde edilen sonuçların yıl sonuna kadar bir kitap haline getirilmesine çalışılacağı da duyuruldu.

1994'ten Günümüze Türk Sineması Semineri'nde yer alan filmler şunlar:

Zeki Demirkubuz: C Blok, Masumiyet, Yazgı, İtiraf, Bekleme Odası, KaderYeşim Ustaoğlu: İz, Güneşe Yolculuk, Bulutları BeklerkenNuri BilgeCeylan: Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak, İklimler, Üç MaymunSemih Kaplanoğlu: Herkes Kendi Evinde, Meleğin Düşüşü, YumurtaSinan Çetin: Bir Günün Hikayesi, Çirkinler de Sever, Çiçek Abbas, 14 Numara, Gökyüzü, Prenses, Berlin in Berlin, Bay E, Propaganda, Komser Şekspir

(Kaynak: soL)

Dibi kara tencereler!...

Halkı uyutup, kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayın yapan televizyonlar, sol gösterip sağ vuran sanat tüccarlarına gereksinim duyuyorlar. Doğa Rutkay'la Acun Ilıcalı da televizyona kan taşıyan esnaflar. "Tencere dibin kara, seninki benden kara" sözünün kanıtlanması için savaşım veren Doğa ve Acun, her adımlarında halka karşıt söylem geliştiriyorlar...

Milliyet gazetesine yansıyan ağız dalaşını aktarıyoruz:


Doğa, Acun’u kızdırdı


Doğa Rutkay, Kanaltürk’teki programına telefonla konuk ettiği Acun Ilıcalı’ya sorduğu soru ile meslektaşını bir hayli kızdırdı

Kanaltürk’te Doğa Rutkay’ın sunduğu ’Her Şeyi Söylemek Mümkün’ isimli programda yarışma programları konuşuldu.

Canlı yayınlanan programa telefon bağlantısı ile katılan Acun Ilıcalı, Doğa Rutkay’ın bir sözüne bir hayli kızdı.

Doğa, Var Mısın Yok Musun yarışma programında kaybeden yarışmacının görüntülerinin altına konulan müziği, kutuların açılmasının uzun tutulmasını ve insanların kazanıp kazanmadığı anlardaki gidip gelmelerini ’duygu sömürüsü’ olarak yorumlayınca Acun bir hayli kızdı.

Acun Ilıcalı, "Duygu sömürüsü müziklerini algılayamadım. O nasıl oluyor? Heyecan katan müzikler demek istedin herhalde" diye konuşunca, Doğa altta kalmadı.

Doğa Rutkay, "Ben duygu sömürüsü demek istedim" diyerek söyleminin arkasında durdu. Daha sonra ikili arasında şu konuşmalar yaşandı:

Acun Ilıcalı:Sömürü nerede burada?

Doğa Rutkay:İşte o müzikte. Bu benim kendi fikrim tabii ki...

Acun Ilıcalı:Fikrine anlayış gösteriyorum da duygu sömürüsü demek bir şeyi sömürüyorsun demek. Bir insan kazanıyor, kaybediyor hepimiz seyrediyoruz. Bir sömürü yok ki sonuçta.

Doğa Rutkay: Hayır bunun uzatılmasından bahsettim. Neden o kutular bir an önce açılıp kim nereye gidiyorsa, o parayı alıyorsa almıyor, olay ortadan kalkmıyor? O iş uzadıkça uzuyor, biz tırnakları yiyoruz. Bunlar bilinçli hareketler mi?

Acun Ilıcalı:Bu programı biz 15 dakikada yapsak ve seyretseniz o zaman buradaki karakterleri tanımayacaksınız ki. Orada bir reality show yapılıyor... Oradaki sürenin uzun olmasının sebebi herhangi bir duygu sömürüsünden kaynaklanmıyor. Tamamen insanlara oradaki karakterleri tanıtmak üzerine kurulu bir konsept o...

(Kaynak: Milliyet)

1 Ağustos 2008 Cuma

Televizyon, bir dizicisini yitirdi!...

(Bakınız: Milliyet)

Nereden, ne kadar para alacaklar?...

Sinema, para getiren bir sektör olmaya başladıktan sonra, bilgili bilgisiz, herkesin ilgisini çekmeye başladı. Özellikle para musluklarının her taraftan çalışmaya başlamasıyla, içinde birazcık kendini gösterme isteği olan herkes, hızla sinemaya hücum etmeye başladı...

AKP'nin vitrini Zaman gazetesine yansıyan konuyla ilgili bir haberi okurlarımıza aktarıyoruz:


6-7 Eylül olayları film oluyor


Senaryosunu Etyen Mahçupyan ve Nilgün Öneş'in yazdığı, yönetmenliğini Tomris Giritlioğlu'nun yapacağı 'Güz Sancısı' adlı film, 6-7 Eylül olaylarını beyazperdeye aktaracak.

Hafta sonu çekimlerine Beyoğlu ve çevresinde başlanacak olan film, 1955 yılında meydana gelen olayları konu alıyor. Ocak ayında vizyona girecek olan filmle ilgili bilgiler veren Etyen Mahçupyan, "1955 yılında hayatlarında beklenmedik şeylerle karşı karşıya kalan, hemen hemen bütün karakterlerin değişmek zorunda kaldığı bir dönem yaşanıyor. Bu dönemde yaşananları aşk, siyaset ve entrika sarmalında yansıtmaya çalıştık." dedi. Mahçupyan, o dönemde yaşanan travmanın etkilerinin bugün bazı kesimlerde devam ettiğini belirtti. Benzer bir proje olan Hatırla Sevgili dizisinde anlatılan dönem taraflı yansıtıldığı gerekçesiyle bazı kesimlerce eleştirilmişti. Mahçupyan, bu filmde de işlenen konu ideolojik olduğu için birazcık şu veya bu tarafa meyletmelerinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.

(Kaynak: Zaman)

Dizi izleyicisi Selma anlatıyor...


Selma from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

Belgeselleri bile yarıştırıyorlar!..

Sinema dünyası, kapitalist mantıkla soluk aldığından, en küçük film çalışması bile, yarışma sürecine girmek zorunda kalıyor. Dünya sinemasına yön veren emperyalistler, "milyonları eğlendiren" sinemayı bir silah olarak görüyor ve bu silahı da insani değerlerin tarumar olması için kullanıyor. Özellikle emekçilerin dünyasını beyazperdeye taşımak isteyenler, emperyalist mantığın izdüşümü olan yarışma ve ödül kavramlarına dikkatle yaklaşmalılar...

Milliyet gazetesine yansıyan "masum" bir belgeselin bile yarışmalara karışmak zorunda kaldığını anlatan haberi okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


''Gölün Kadınları'' ile Kosova'dayız!


Gölün Kadınları belgeseli ülkemizi bu kez Kosova’da 04 - 10 Ağustos tarihleri arasında düzenlenecek 7. Dokufest 2008’de Balkan Belgeselleri Yarışması’nda temsil edecek.

Çekirdek bir ekiple çekilen belgesel daha önce 19. İstanbul Film Festivali, 13. Nürnberg Film Festivali ve 15. Adana Altın Koza Film Festivali gibi çeşitli festivallerde birincilik kazanan, çeşitli festivallerde yurtiçi ve yurtdışı gösterimleri yapılan belgesel, Bursa - Gölyazı Köyü’nde eşleriyle birlikte balıkçılık yapmakta olan kadın balıkçıların zorluk ve fedakarlık hikâyelerini anlatıyor.

(Kaynak: Milliyet)