11 Temmuz 2008 Cuma

Bir karabasan: Kasaba...

Hilmi Bulunmaz
11 Temmuz 2008


Şimdiye dek, Nuri Bilge Ceylan filmlerini izleme gereği duymamıştım. Dün akşam, oğlumun ısrarıyla, ayak sürüyerek Kasaba'yı izlemeye razı oldum. Filmde, fotoğraf dışında, sinemaya değgin hiçbir şey yok. İyi bir fotoğrafçının zamanlamayı ayarlayarak çektiği karelerin hareketli hale gelmesinin ötesine geçemeyen Kasaba, hiçbir şey anlatmayan filmlere örnek olarak her zaman gündeme gelebilecek bir görsel gereç...

Oyunculuk namına neredeyse hiçbir şey yok Kasaba'da... İç sıkıntılarını diğer sıkıntılara ulayarak, "dök içini rahatla" anlamında fısıldar biçimde dile getiren oyuncular, handiyse neden oynadıklarını bile duyumsamıyorlar...

Kasaba'da yönetmenlik ve senaryo olarak da pek birşey yok. Bir tutam Çehov söyleminin izdüşümüyle senaryo kotarılmaya çalışılmış. Yönetmenlik olarak da fotoğrafik üstünlüğe dayanarak gözbağcılığı yapılmış...

Çeşitli özne ve nesnelerin bıkkınlık verecek denli ağır bir dille anlatılması, beş dakikada anlatılabilecek bir "konu" için bir film süresi zamanı harcamak, hiç de anlaşılır gibi değil. Bir eşeğin, kaplumbağanın dakikalarca durağan bir biçimde kameraya alınması; fotoğraf haline getirilen film an'larının sıkıcılığını her durumda görmek mümkün. Yinelemeler o denli bıktırıcı hale geliyor ki, filmin bir an önce bitmesini arzu ediyorsunuz...

Toplumsal duyarlılık geliştirilmeye teğet geçen; durağan, sıkıcı, karabasan içeren Kasaba, izleyiciye müthiş bir sıkılma duygusu veriyor. Kasaba'yı izlerken uyku haline giriyorsunuz...

Kasaba'yı izleyenlere "iyi uykular" diliyoruz!...

Hiç yorum yok: